Türkçe

20-22 AĞUSTOS KAZ DAĞI TRANSI FAALİYET RAPORU

İzlenme 2566
Yaşlı kestane ağacının dibindeki simsiyah ve bereketli toprağı avuçlarınıza alıp kokusunu içinize çektiğimizde, ulu bir zirveden uçsuz bucaksız ovalara, dağlara, denize baktığımızda, rüzgâr çınar yapraklarını yalarken duyulan şarkıları dinleyerek uykuya daldığımızda hissettiklerimizdir bunca çabanın, bunca emeğin, kimilerinin çılgınlık dediği bu maceranın nedeni. Sevdiklerimizin yanında, uygarlığın tüm olanakları içerisinde yumuşacık yastığa değil, ıssız bir orman köşesinde bir taşa yaslıyorsak başımızı, bu dağlara, bu ormanlara, bu doğaya olan sevdamızdandır. İşte bu sevdayla çıktığımız yolda, bu yıl 2. sini gerçekleştirdiğimiz 3 günlük Kaz Dağı yürüyüşümüzü başarıyla tamamlayıp döndük evlerimize. Heybemize doldurduğumuz unutulmaz anıları ve fotoğrafları da getirdik merak edenlere. Ve işte, bu birbirinden zorlu, birbirinden keyifli 3 günün kısa bir özeti :
1. Gün
Saat 4:30’da Çetin UZUNKAYA ve Mustafa KONAKOĞLU ile, Akçay YASA önünde buluştuk. Araçlarımızdan birini burada bırakıp, diğeriyle Kızılkeçili Köyü’ne vardık. Burada tırmanışımıza başladığımızda saat 5:00’ti. Yaklaşık 2,5 saatlik yol yürüyüşü ile, çınarların altındaki güzel çeşmemize vardığımızda, hava yeni yeni aydınlanmaya başlamıştı. Burada termoslarımızdaki çayın yanında, hafif bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı sonrası yaklaşık 20 kgağırlığındaki çantalarımızı yüklenerek, Sarıkız’ın dik yamaçlarından tırmanmaya başladık. Havanın rüzgârlı olması işimizi kolaylaştırıyordu ama Ağustos sıcağında bu dik yamaçları bunca ağırlıkla tırmanmak çok zordu. Sık molalar vererek, yaklaşık 7 saatte 1726 metrelik Sarıkız’a vardık. Sarıkız, Türkmenlerin şenlik zamanı olduğu için epeyce kalabalıktı. Şiddetli rüzgâr altında onlarca insan, ellerinde mumlarıyla dileklerini diliyor, bir ritüeli yerine getiriyordu. Buradan yürümeye devam edip 1774 metrelik asıl zirveye, Karataş’a vardık. Karataş’ta rüzgâr çok daha şiddetliydi. Zirve taşında birkaç fotoğraf çekip yola devam ettik ve Tozlu’ya indik. Buradan Çeyiz Deresi yönüne daldık. Burası Kaz Dağı’nda ayıların en yoğun görüldüğü, oldukça ıssız bir alan. Gerçekten de 10 kmlik yol üzerinde hiçbir insan izi görmedik ama, her 50 metrede bir önümüze ayı pislikleri çıktı. Yine de, köknar ağaçlarının sunduğu muhteşem manzaralar yol boyunca büyüledi bizleri. Çeyiz Deresi’nden Beypınarı yönüne döndük ve 3 kmlik tırmanışla, 15 saatlik yürüyüşümüzün sonunda kamp alanımıza vardık. Çadırlarımızı kurduk. Küçük gaz ocağımızda suyumuzu kaynatıp çorbalarımızı içtik. Konservelerimizi tükettik. Bedenlerimiz, yaklaşık 55 kmlik yürüyüşün yorgunluğuna daha fazla dayanamadı ve uykuya daldık.
 
2. Gün
 
Sabah çadırlarımızdan çıktığımızda hava yeni aydınlanıyordu ve ormanın nemli havası ciğerlerimizi acıtıyordu. Su kaynatıp çayımızı demledik. Çadırlarımızı toplayıp kahvaltımızı yaptık ve çantalarımızı sırtlanıp yola düştük. 2. Günün güzergahı tamamen keşif-macera niteliğindeydi ve hedefimizde, ana rotalar üzerinde bulunmayan ama görmeyi çok istediğimiz Taşbaşı Kulesi vardı. Yaklaşık 2 saatlik yürüyüşle kuleyi bulduk. Taşbaşı Kulesi, tamamen metalden imal edilmiş, 83 basamakla çıkılan çok yüksek bir kuleydi. Tepesine tırmandığımızda, şiddetli rüzgârın etkisiyle kulenin epeyce sallandığını fark ettik. Yine de kuleden izlediğimiz manzara muhteşemdi. Aşağı inip yola devam ettik ve vadiyi dik olarak geçip, Kocaçukur’a, buradan Koçero Deresi kıyısından Kirse Alanı’na vardık. Burada yükseklik 470 metreye kadar düştü. Yola devam edip, sırasıyla Taştan Gelen Su, Çateğrek, Kumeğrek Mevkilerini geçtik. Bizim asıl hedefimiz, 3. günün sonunda At Kayası’ndan çıkmaktı ama, At Kayası-Eybek Mevkilerine oldukça uzak kaldığımızı gördük ve biraz canımız sıkıldıGün sonunda yaklaşık 45 kmlik yürüyüşün ardından, Ocaksuyu Mevkiine vardık. Hava henüz kararmıştı. Burada kestane toplayıcılarının kullandığı naylon barakalar vardı. Bu barakalara yerleşerek uyku tulumlarımızı serdik. Buz gibi pınarda yüzümüzü, ayaklarımızı yıkadık ve çayımızı demleyip akşam yemeğimizi yedik. Çevremizden gelen ürkütücü sesleri dinleyip ayaklarımızdaki pişikleri tedavi ettik ve yine erkenden yattık.
 
3. Gün
 
Sabah yine erken uyanıp çorbalarımızı, çayımı içtik. Çantalarımızı yüklenip saat 8:00 civarında yola çıktık. Issız patikayı takip edip orman içine daldık. Epeyce yürüdükten sonra açık bir alana vardığımızda, At Kayası’na oldukça yaklaştığımızı fark edip sevindik. Arabölen’den , patikanın bittiği noktadan yamaca vurduk ve oldukça sert bir tırmanışa başladık. Bu tırmanış yaklaşık 2 saat sürdü ve son metrelerde yamaç tırmanışından kaya tırmanışına dönüştü. İlk 2 gün bizi rahatlatmış olan rüzgâr da etkisini yitirmişti. Normalde kolaylıkla tırmanabileceğimiz kayalar, ağır sırt çantalarımızla birlikte oldukça zorladı bizi. Sonunda 1150 metrelik zirveye vardık. Buradan hem Çanakkale tarafının, hem de Körfez’in muhteşem manzaralarını izledik doya doya. Sonra inişe geçip, yaklaşık 3,5 saatlik sert bir inişle, yaklaşık 30 km. lik yürüyüş sonunda  Yaşyer Köyü’ne vardık. Burada köy kahvesinde yorgunluk çaylarımızı içip hareket ettik. YASA’daki aracımızı alıp, Mehmetalan Köyü’nden geçerek Milli Park giriş noktasına ulaştık. Burada resmi işlemlerimizi tamamladık ve Kızılkeçili Köyü’ne giderek diğer aracımızı da aldık. Güre’ye gidip, kaplıcanın şifalı sularına attık kendimizi. Vücudumuzdaki yaralar ve pişikleri sıcak suyun etkisiyle epeyce sızladı ama, 1 saatlik banyo bizi kendimize getirmeye yetti. Kaplıca çıkışı nefis pidelerimizi yerken hem fotoğraflarımıza baktık, hem de bu 3 günlük faaliyetin değerlendirmesini yaptık.
 
Toplam yürüyüş saatimiz 33,5 saatti. Kat ettiğimiz toplam mesafe, yaklaşık olarak 130 km. idi. ( Yanımızda herhangi bir ölçüm aleti yoktu ama yürüdüğümüz saatleri hesap edip, yıllara dayalı tecrübemizle böyle bir tahminde bulunduk ) Vücutlarımızdan yaklaşık 3’er kilo eksilmiştiBu 3 gün boyunca Kaz Dağı’nın en yüksek zirvelerinde gezdik. Batıdaki zirvelere de, doğudaki zirvelere de ayak bastık. 3 gün boyunca her birimiz yaklaşık 15’er litre sıvı tükettik ve bu sıvının %90 ını terleyerek geri verdik. Ayı görebilmeyi çok istedik ancak sadece dışkılarını gördük. Ama varlıklarını çok yakınımızda hissettik sürekli. Beypınarı’ndaki elma ağaçları ve yol boyu rastladığımız kocaman böğürtlenler sık sık ağzımızı tatlandırdı. Su yönünden hiç sıkıntı çekmedik. Bin pınarlı İda, buz gibi sularıyla serinletti bizi sürekli.
 
Şimdi, Edremit Körfezi’nin serin sularında teknemizle sallanıp oltalarımızla kısmet ararken, ya da şehrin sokaklarında dünya işlerinin peşine düşerken, ya da evimizin balkonundan başımızı kaldırıp Kaz Dağı’nın sisli yamaçlarını izlerken, bu 3 günün unutulmaz anları gelip geçiyor gözümüzün önünden. Ve artık gelenekselleşen bu faaliyetin gelecek seneki bölümünün planlarını yapıyoruz daha şimdiden.
 
TEŞEKKÜRLER : Ağaçlara, kuşlara, toprağa, bizi serinletip rahatlatan rüzgâra, buz gibi pınarlara, tüm zirvelere, erenlere, evliyalara, bizleri sabırla ve merakla bekleyen ailelerimize, arkadaşlarımıza, etkinliğimizle ilgili resmi işlemleri yürüten Milli Park yetkililerine ve bu macerayı birlikte yaşadığım yoldaşlarıma teşekkür ederim.
22/11/2019 Gün Ortalama:80  Bugün 27 Ziyaret var  Sitede 1 kişi var  IP:3.234.210.89